Türkiye’de İnsan Hakları

  İnsan Hakları    28 Aralık 2015
Yorum Yok

Ülkemizde İnsan hakları daha Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 19. yüzyılın başlarında hukuki belgelerde yer almaya başlamış, bu yöneliş Cumhuriyet döneminde de gitgide güçlenerek sürmüştür.

Tarihsel Gelişim

  1. a) Osmanlı İmparatorluğu Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu’nda hak ve özgürlüklerden söz eden ilk belge 1808 yılında Padişah’la feodal beyler (ayan) arasında yapılmış olan Sened-i İttifak’dır. 1839’da ise yenilikçi Padişah Il. Mahmut, tarihimizde anayasa niteliğinde ilk belge sayılan ve “Tanzimat Fermanı” olarak da anılan Gülhane Hattı Hümayunu’nu (GHH) ilan etmiştir. GHH’de yer alan hak ve özgürlükler özet olarak şunlardır: kişi dokunulmazlığı ve güvenliği, suçta kanunilik ilkesi (yasa dışı nedenlerle suçlanamama ve cezalandırılamama), adil ve açık yargılanma, şeref, haysiyet ve ırzın korunması, iltizam ve angaryanın kaldırılması, mal güvenliği ve müsadere yasağı, adil ve eşit vergi, adil ve eşit askerlik.

 

1876 yılında ise tarihimizin ilk yazılı anayasası olan Kanun-u Esasi (KE) ilan edilmiştir. Bu anayasa, her ne kadar Padişahın tek taraflı bir işlemiyle yürürlüğe konmuş olsa da, yapılmasında başını Mithat Paşa’nın çektiği yenilikçi Genç Osmanlılar hareketi önemli rol oynamıştır. KE’de yer alan hak ve özgürlükler şöyle sıralanabilir: eşitlik, zoralım, angarya ve işkence yasağı, basın özgürlüğü, eğitim özgürlüğü, mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı, vergilerin yasallığı, kamu hizmetine girme hakkı ve dilekçe hakkı. KE’de ayrıca yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi ve doğal yargıç ilkesi alanında dikkate değer düzenlemelerin bulunduğunu görüyoruz. Ne yazık ki KE, iki yılı bile bulmayan kısa bir uygulamadan sonra Padişah II. Abdülhamit tarafından rafa kaldırılmış, bir bölüm üyeleri seçimle göreve gelen Meclis de dağıtılmıştır.

 

  1. Abdülhamit’in baskı rejimine direnç gösteren bir örgüt olarak kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT) mensuplarının verdiği mücadele 1908 yılında başarıya ulaşmış ve Padişah KE’yi yeniden yürürlüğe sokmak ve Meclis’i yeniden açmak zorunda kalmıştır. İT etkisi altındaki yeni Meclis 1909 yılında KE’de önemli değişiklikler yapmıştır. Bu değişikliklerin hak ve özgürlüklere ilişkin olanları şunlardır: Öncelikle Padişaha sürgün yetkisi tanıyan 113. madde kaldırılmıştır. Yalnızca cezalandırmaya değil, tutuklamaya da kanunilik güvencesi getirilmiştir. Düşünce özgürlüğüne yine yer verilmemiş, ama buna karşılık basın özgürlüğü, sansür yasağı getirilerek güçlendirilmiştir. Haklar listesine toplantı ve dernek kurma hakları eklenmiştir. Postaneye verilen mektup ve evrakın gizliliğine ancak hakim kararı ile dokunulabileceği güvencesi getirilmiştir.
  1. b) Cumhuriyet Dönemi: Kurtuluş Savaşı’nın verildiği sırada TBMM tarafından kabul edilen 1921 Anayasası, olağanüstü dönem anayasası niteliğinde kısa bir metin olduğu için, hak ve özgürlüklere ilişkin hükümler içermemektedir. Ancak, bu anayasa ilk maddesinde “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” kuralını getirerek, demokratik devlet düzeninin temellerini atmıştır.

 

Cumhuriyet tarihimizin ilk anayasası olan 1924 Esas Teşkilat Kanunu, temel hak ve özgürlükleri klasik anlayışa uygun olarak düzenlemiştir. Bu anayasada “Her Türk hür doğar, hür yaşar” denildikten sonra, “doğal haklar” olarak tanımlanan özgürlüklerin sınırının başkalarının özgürlükleri olduğu belirtilmektedir. Ardından kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünme, söz, yayım, yolculuk, sözleşme, çalışma, mülk edinme, malını ve hakkını kullanma, toplanma, dernek kurma, ortaklık kurma  gibi klasik hak ve özgürlükler kısa birer cümle ile sıralanmaktadır. Hakların güvence altına alınıp düzenlenmesi yasalara bırakılmış, anayasada hak ve özgürlükleri yasama organına karşı da koruyabilecek bir güvence mekanizması öngörülmemiştir.

 

Cumhuriyet tarihimizde şu ana kadar en özgürlükçü anayasa olma özelliğini taşıyan 1961 Anayasası ise temel hak ve özgürlükleri yalnızca saymakla yetinmemiş; hak ve özgürlükleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayıcı etkiye sahip birer anayasa kuralı olarak düzenlemiş ve ek güvencelerle donatmıştır. 1924 Anayasası’nda içeriksiz ve soyut bir kavram olarak düşünülen  özgürlük 1961 Anayasası’nda somut bir içerik kazanmıştır. 1961 Anayasası, özgürlüğün kaynağını artık doğal hukuka uzanan genel bir özgürlük kavramına dayandırmayı yeterli görmemekte, daha gerçekçi bir yaklaşımla toplumsal ilişkiler içinde belli yaşam alanlarını parça parça güvence altına almaktadır. Bunlar tarihsel süreç içinde siyasal iktidarların ya da toplumsal güçlerin baskılarını en fazla yönelttiği yaşam alanlarıdır ve bu nedenle yürütülen siyasal mücadelelerin ürünü olarak anayasal korumaya konu olmuşlardır.

 

1961 Anayasası’nda da yasallık ilkesi temel hak ve özgürlüklerin ilk güvencesi olarak belirlenmiştir. Temel hak ve özgürlükler anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak yasa ile sınırlanabilir. Ancak artık yasanın da bağlı olduğu belli sınırlama ilkeleri vardır. Yasa bir temel hakkı herhangi bir nedenle değil, anayasada yer alan belli nedenlerle sınırlayabilir. Temel hak ve özgürlüklerden her biri belli yaşam alanını güvence altına aldığına göre, sınırlama nedenleri de bu farklı nesnel yaşam ilişkilerinin niteliğine ve yapısına uygun nedenler olmalıdır. 1961 Anayasası bu nedenle kademeli ve farklılaşmış bir sınırlama sistemi getirerek, hangi temel hakkın hangi nedenle sınırlanabileceğini o hakkın kendi maddesi içinde belirlemiştir.

 

1961 Anayasasının temel hak anlayışını en çarpıcı bir biçimde yansıtan kural, 11/2. maddede yer alan “öze dokunma yasağı“dır. Bu kurala göre “Kanun temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.” Bu yasak, yasa koyucuya tanınan sınırlama yetkisinin kesin bir sınırını oluşturmaktadır. Her temel hakkın güvence altına aldığı belli yaşam alanının, o hakla sağlanan anayasal güvencenin varlık nedeni ile haklı kılınmış dokunulmaz bir özü, bir çekirdeği vardır. İşte anılan madde, bu öze mutlak bir koruma getirmekte, kişiye dokunulmaz bir alan sağlamaktadır. Böylece temel hak ve özgürlükler, kamu çıkarları karşısında belli bir önceliğe sahip kılınmış olmaktadır.

 

1961 Anayasasında temel hakların genişlemesi, yalnızca temel haklara öncelik tanıyan ve yasal sınırlamayı belli ilke ve kayıtlara bağlayan yaklaşımda görülmüyor. 1961 Anayasası, çağının temel hak ve özgürlüklerinin hemen hepsini kapsayan geniş bir temel haklar kataloğu  getirmiştir.  Yukarda da belirtildiği gibi bu haklar yalnızca sayılmakla yetinilmemiş, ayrıntılı hükümler ve ek güvencelerle takviye edilmiştir. Başta sendika, grev ve toplu sözleşme hakları olmak üzere “sosyal haklar“ın program hükmü niteliğini aşan bir etkide pozitif anayasa hukukuna girmesi, siyasal partilere temel hak güvencesi yanında siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak anayasal bir işlev ve kurumsal güvence tanınması bu Anayasa ile sağlanmıştır. Öte yandan, 1961 Anayasası daha sonraları “üçüncü kuşak haklar” olarak uluslararası ölçekte karşımıza çıkacak olan “gelişme ve çevre hakları”nın ilk belirtilerine de yer vermektedir. Bu olgu, 1961 Anayasası’nın çağının ilerisinde bir anlayışla hazırlandığını göstermektedir.

 

Yukarda özetlenen temel hak ve özgürlük anlayışına koşut olarak, yasa koyucunun Anayasa hükümlerine ve özellikle temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ile ilgili kurallara uymasını sağlamak üzere Anayasa Mahkemesi kurulmuş, diğer alanlarla da eksiksiz ve etkili bir yargı denetimi getirilmiştir.

 

1968 yılında tüm dünya gibi ülkemizde de başlayan gençlik hareketleri bir süre sonra silahlı eylemlere dönüşür. Bu eylemlerle başa çıkmakta aciz kalan iktidarlar ise kolaycılığı seçerek, suçu 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlük rejimine atar. Silahlı Kuvvetlerin verdiği 12 Mart Muhtırası’ndan sonra kurulan partilerüstü hükümetlerin hazırladığı ve 1971 ve 1973 yıllarında parlamentodan geçirdiği anayasa değişiklikleriyle 1961 Anayasası’nın özgürlük rejiminde aşağıdaki noktalarda kısıtlamalara gidilmiştir: 11. maddede ve başka temel hak maddelerinde yer alan sınırlama nedenleri genişletilmiş ve 11. maddeye temel hakların kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik genel bir yasak eklenmiştir. Gözaltına alma süreleri önce 7 sonra 15 güne çıkarılmıştır. Memurların sendikalara girmeleri yasaklanmıştır.

 

  1. 1982 Anayasası

 

  1. a) 1982 Anayasasında İnsan Haklarının Somutlaşma Düzeni: 1982 Anayasası’nın 12-16. maddeleri tüm temel hak ve özgürlükler için geçerli olan genel hükümleri düzenlemektedir. 12. madde temel hak ve özgürlüklerin niteliğini, 13. madde sınırlanmasını, 14. madde kötüye kullanılamamasını, 15. madde savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin tabi olduğu rejimi ve 16. madde de yabancıların durumunu düzenlemektedir.

 

Genel hükümlerin arkasından temel hak ve özgürlükler, klasik ayırıma uygun olarak üç bölüm halinde toplanmıştır: “Kişinin hakları ve ödevleri” (m.17 – 40); “Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” (m.41 – 65); “Siyasi haklar ve ödevler” (m.66 – 74).

 

Kişinin Hak ve Ödevleri (Klasik Haklar): Bu haklar genellikle bireyi devlete ve toplum gücüne karşı koruyan haklardır. Bu haklara devletin müdahalesi genellikle hakkın sınırlanması sonucunu doğurur. Bu nedenle devletin bu hakların koruduğu alana karışması ilke olarak istenmez. Yaşam hakkı (AY m.17), zorla çalıştırma yasağı (AY m.18)  kişi özgürlüğü ve güvenliği (AY m.19 ve 38), özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ve haberleşme özgürlüğü (AY m. 20, 21, 22), yerleşme ve seyahat özgürlüğü (AY m. 23), din ve vicdan özgürlüğü (AY m. 24)  düşünce özgürlüğü (AY m. 25 ve 26) , bilim ve sanat özgürlüğü (AY m.27) ,  basın özgürlüğü (AY m. 28 – 32), dernek kurma, toplantı ve gösteri yürüyüşünde bulunma hakkı (AY m. 33 ve 34), mülkiyet hakkı (AY m. 35), hak arama özgürlüğü (AY m. 36), yasal yargıç güvencesi (AY m. 37)  bu niteliktedir. 2001 yılında gerçekleştirilen anayasa değişiklikleriyle bu hak ve özgürlükler alanında önemli iyileştirmeler yapılmıştır. Bunların en önemlileri şöyle sıralanabilir: (1) Toplu suçlarda daha önce  15 gün olan gözaltı süresi (yakalamadan sonra yargıç önüne çıkarılıncaya kadar geçecek süre) dört günle sınırlanmıştır (AY m. 19/5). (2) Özel hayatın gizliliğine, konut dokunulmazlığına ve haberleşme özgürlüğüne, ancak maddelerinde sayılan belli nedenlerle ve ilke olarak ancak yargıç kararı ile dokunulabilecek; ancak gecikmede sakınca bulunan hallerde yine aynı nedenlerle yasanın yetkili kıldığı merciin emri yeterli olacak, ama bu emir 24 saat içinde görevli yargıcın onayına sunulacak, 48 saat içinde yargıç kararı alınmazsa yetkili merciin emri ile alınan önlem kendiliğinden kalkacak (AY m.20,21 ve 22). Benzer bir güvence hükmü, derneklerin yargıç kararı dışında yasanın yetkili kıldığı merciin emri ile faaliyetten men edilmesi halinde de öngörülmüştür (AY m. 33/5). (3) Anayasanın düşünce ve basın özgürlüğü ile ilgili maddelerinde yer alan “dil yasağı” ile ilgili hükümler (AY m. 26/3, 28/2) bu maddelerden çıkarılmıştır. (4) Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları dışında ölüm cezası kaldırılmıştır.

 

Sosyal ve Ekonomik Hak ve Ödevler: Bazı sosyal haklar devlete belli ödevler yüklemekte ve bunlardan kişi olarak yararlanabilmemiz, ancak devletin olumlu bir edimi ile mümkün olabilmektedir. Bu tür haklar 1982 Anayasası’nda şöyle sıralanmıştır: Ailenin korunması (AY m.41), eğitim (m.42),  toprak mülkiyeti (m.44), tarım ve hayvancılık dallarında çalışanların korunması (m.45), özel teşebbüslerin sosyal amaçlara uygun yürümesi (m.48/2), çalışanları koruma önlemleri (m.49/2), küçüklerin ve kadınların, bedeni ve ruhi yetersizliği olanların özel olarak korunması (m.50/2), ücrette adalet (m.55), sağlık ve çevre (m.56), konut edinme (m.57, gençliğin korunması (m.58), sporun geliştirilmesi sporcunun korunması (m.59), sosyal güvenlik (m.60), sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler (m.61), yabancı ülkelerde çalışanların korunması (m.62),  tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması (m.63), sanatın ve sanatçının korunması (m.64).

 

Öte yandan sosyal ve ekonomik haklar arasında yapıları bakımından klasik hak ve özgürlüklerden hiçbir farkları bulunmayan, kullanımları devletin olumlu bir edimine bağlı olmayan haklara da yer verilmiştir. Anayasa’nın  49/1. maddesinde yer alan “çalışma hakkı”, 50. maddesinde yer alan “yaşa, cinsiyete, güce uygun olmayan işte çalıştırma yasağı” ve “dinlenme hakkı”, 42. maddesinde yer alan “parasız ve zorunlu ilköğretim hakkı” ve nihayet 51 ve 54. maddeler arasında yer alan “sendika, toplu sözleşme ve grev hakları” bu niteliktedir.

 

2001 yılında yapılan değişikliklerle, daha önce yalnızca işçilere tanınmış olan sendika hakkı, tüm çalışanları kapsayacak biçimde genişletilmiştir.

 

Siyasi Haklar ve Ödevler: Bu haklar, vatandaşların devletin siyasal kuruluşuna ve yönetimine  katılmasını ya da etki yapmasını sağlayan haklardır. Anayasamızın bu bölümünde yer alan haklar şunlardır: Türk vatandaşlığı (m.66); seçme, seçilme ve siyasal etkinlikte bulunma hakları (m.67); siyasal parti kurma hakkı (m.68,69); kamu hizmetine girme hakkı (m.70, 71): vatan hizmeti (m.72); vergi ödevi (m.73); dilekçe hakkı (m.74).

 

Yeni Bazı Haklar: Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı (AY m.56), kıyıların, tarih, kültür ve doğa varlıklarının korunmasına ilişkin haklar (AY m.43 ve m.63) ilk defa 1982 Anayasası’yla hukuk düzenimize girmiştir. Böylece üçüncü kuşak haklar olarak adlandırılan yeni evrensel haklardan bir bölümüne Anayasa’da yer verilmiştir.

 

  1. b) Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunma Düzeni: 1982 Anayasası, ilk şeklinde (yani 2001 değişiklikleri gerçekleştirilmeden önce) temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve korunması bakımından çağdaş bir anayasayla bağdaşmayacak geri adımlar atmıştır. Bu anayasa, kişiyi güçlü iktidarlara karşı koruyacak kural ve kurumları cılız bırakırken, temel hakları sınırlama olanaklarını genişletmiştir:

 

  1. aa) 1961 Anayasası’nın farklılaşmış ve kademeli sınırlama sistemi, yerini genel sınırlama sistemine bırakmıştır. Anayasa’nın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre “Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir.” Genel sınırlama nedenleri 1. fıkrada şöyle sıralanmıştır: “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması”. Temel hak ve özgürlükler ancak yukarda sayılan değerlerin korunması amacıyla ve ayrıca anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle sınırlanabilecektir.

 

  1. bb) 1961 Anayasası’nın temel hak güvencesi bakımından en önemli hükümlerinden biri olan “Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunma yasağı“na (öze dokunmama ilkesi, öz güvencesi) 1982 Anayasası’nda yer verilmemiştir. Bunun yerine “ölçülülük” ve “sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaması” gibi yeni ölçütler getirilmiştir. Aşağıda açıklanacak olan bu ölçütler, temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından “öze dokunma yasağı”nı destekleyici önemli bir işleve sahiptir. Ancak onun yerine geçecek nitelikte değildir.

 

  1. cc) Yasa koyucunun temel hak ve özgürlükleri sınırlama imkanından bağımsız olarak Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin kullanımı bakımından oldukça geniş kapsamlı yasaklara da yer verildiğini belirtmek gerekir. Bu anlamda genel nitelikli bir kullanım yasağı (daha doğru bir ifadeyle temel hak ve özgürlükleri kötüye kullanma yasağı), Anayasa’nın 14. maddesinde öngörülmüştür:

 

Ayrıca, yine Anayasa’nın orijinal metninde, çeşitli örgütlere getirilen ve  “siyaset ve dayanışma yasakları” olarak anılan birçok  “özel kullanma yasağı”na da yer verilmişti. Ayrıca siyasal partilere ilişkin yasaklamalar da  sistemsiz ve belirsiz bir nitelik taşıyordu. Ancak 1995 Anayasa Değişikliği sırasında çoğulcu demokrasinin kanallarını tıkayan  bu tür özel kullanma yasaklarından büyük bir çoğunluğunun kaldırıldığını da belirtmek gerekir.

 

çç) 1982 Anayasası savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını kısmen veya tamamen durdurma ve bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı önlemler alma imkanlarını açmıştır (AY m.15). Gerçi bu tür müdahaleler, ancak “uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla ve  durumum gerektirdiği ölçüde” yapılabilecek ve aynı maddenin 2. fıkrasında öngörülen ve “çekirdek alan” olarak nitelenen hak alanlarına  dokunulmayacaktır. Ancak bu koşullara uyulup uyulmadığını yargısal yoldan denetleme imkanı son derece sınırlı tutulmuştur. Örneğin, Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri’nin Anayasa’ya aykırılığını ileri sürmek mümkün değildir.

 

  1. c) Temel Hak ve Özgürlüklerin Koruma Düzeninde 2001 Anayasa Değişikliği ile Sağlanan Dönüşüm: Yukarıda sayılan demokratik rejimlerin temel ilkeleriyle pek bağdaşmayan bu hükümler 2001 yılı anayasa değişiklikleri ile bir ölçüde giderilmiştir.

 

  1. aa) Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan genel sınırlama ilkesi kaldırarak, temel hak ve özgürlüklerin yalnızca ilgili maddelerinde belirtilen nedenlerle sınırlanabileceği güvencesi getirilmiştir. Böylece 1961 Anayasası’nın “farklılaşmış ve kademeli sınırlama sistemi”ne dönülmüştür. Ayrıca “öz güvencesi”, 2001 Anayasa Değişikliği ile yeniden Anayasa’ya girmiştir.

 

  1. bb) Anayasanın 14. maddesinde yer alan “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması”na ilişkin yasak sadeleştirilmiş; Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin “ülke ve ulus bütünlüğünü bozmayı” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyet’i ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılmasını” yasaklayan bir hüküm benimsenmiştir.

 

1982 Anayasası’nın yeni şekliyle benimsemiş olduğu koruma düzeni şöyle özetlenebilir:

 

  1. aa) Yasallık İlkesi:Yasa dışında bir düzenleme ile örneğin tüzük veya yönetmelikle temel hak ve özgürlükleri sınırlamak mümkün değildir. Bu kural Kanun Hükmünde Kararnameler için de geçerlidir. Ancak, yasallık ilkesinin istisnasını oluşturan “olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri” bakımından, ne yazık ki, herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Ayrıca temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının olağanüstü yönetim usulleri altında “kısmen veya tamamen durdurulabil”mesini ve “bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler” alınabilmesini öngören madde de  varlığını aynen korumaktadır.

 

  1. bb) Nedensellik İlkesi: Hak ve özgürlükler, ancak ilgili anayasa maddesinde gösterilen özel sebeplerle sınırlanabilecektir.

 

  1. cc) Sınırlamanın Ölçülülük İlkesine Aykırı Olamaması: Ölçülülük ilkesi sınırlama amacı ile bu amaca yönelik sınırlayıcı araç (düzenleme) arasındaki mantıksal ilişkiyi esas alan ve birbirine bağlı üç alt ilkeyi kapsayan bir kavramdır: Elverişlilik ilkesi gereğince, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır. Sınırlamayı oluşturan yasal önlemin sınırlama amacı açısından elverişli sayılabilmesi için bu önlemin istenilen sonuca bir katkı getirmesi gerekir. Gereklilik İlkesi uyarınca, amaca ulaşma bakımından aynı derecede etkili araçlar arasından hak ve özgürlüğü en az sınırlayan önlem seçilmelidir. Oranlılık İlkesi çerçevesinde de, sınırlamada kullanılan araçla sınırlama amacının ölçüsüz bir oran içinde olmaması gerekmektedir.

 

çç) Sınırlamanın “Demokratik Toplum Düzeninin Gerekleri”ne Aykırı Olamaması: Bu ilke uyarınca, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların demokratik bir ülkede zorunlu tedbirlerden olup olmadığı belirlenmelidir.

 

  1. dd) Sınırlamanın Hakkın Özüne Dokunulmaksızın Yapılabilmesi: 2001 Anayasa Değişikliği’nin öz güvencesini yeniden pozitif bir anayasa kuralı olarak düzenlemesi, insan haklarına dayanan devlet ilkesinin bir gereği olduğu kadar, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına farklı bir boyut kazandıracak nitelikte bir yeniliktir. Hakkın özü, yasa koyucuya tanınan sınırlama yetkisinin kesin bir sınırını oluşturmaktadır. Her temel hakkın güvence altına aldığı belli yaşam alanının, o hakla sağlanan anayasal güvencenin varlık nedeni ile haklı kılınmış dokunulmaz bir özü, bir çekirdeği vardır. İşte anılan madde, bu öze mutlak bir koruma getirmekte, kişiye dokunulmaz bir alan sağlamaktadır. Böylece temel hak ve özgürlükler, kamu çıkarları karşısında belli bir önceliğe sahip kılınmış olmaktadır. Bir hak ve özgürlüğü dokunulmaz bir çekirdeği sahip olarak düşünmek, ona düşünsel düzeyde de sınırlama karşısında bir etkili üstünlük sağlar. Bu özelliği ile hakkın özü, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkelerini tamamlayıcı ve onları güçlendirici bir işlev yerine getirir. Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarda hakkın özüne dokunma yasağı şöyle tanımlanmıştır: “Bir hakkın ya da hürriyetin kullanılmasını açıkça yasaklayıcı veya örtülü bir şekilde de kullanılmaz hale koyucu veya ciddi surette güçleştirici ve amacına ulaşmasını önleyici ve etkisini ortadan kaldırıcı hükümler, o hak ve hürriyetin özüne dokunur.

 

  1. ee) Sınırlamanın Laik Cumhuriyetin Gereklerine Aykırı Olamaması: Bu ilke 2001 Anayasa Değişikliği ile getirilmiş bir yeniliktir. Bu yeniliğin laik düzeni koruma duyarlılığının bir yansıması olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, bu ilkenin uygulama alanı sanıldığı kadar belirgin değildir.
İnsan Hakları İnsan hakları Türkiye’de İnsan Hakları   nsan haklar

İnsan Hakları




  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Lütfen Disqus eklentisini kurun.