İnsan Hakları Uluslararası Belgeler

  İnsan Hakları    28 Aralık 2015
Yorum Yok

Birleşmiş Milletler teşkilatının kuruluşu ile birlikte “insan hakları” kavramı uluslararası sistemin ve uluslararası hukukun parçası olmaya başlamıştır.

 Birleşmiş Milletler

 

Birleşmiş Milletler 1945 yılında İkinci Dünya Savaşının hemen sonrasında kurulmuştur. Türkiye Birleşmiş Milletler’e üye olan ilk ülkeler sınıfındadır.

 

Teşkilatın kuruluş anlaşması olan Birleşmiş Milletler Şartı’nın giriş bölümünde şu ifadeler yer almıştır: “Biz Birleşmiş Milletler halkları insanlığa iki kez iki dünya savaşı ile tarifsiz acılar çektirmiş savaş belasından gelecek nesilleri korumak ve temel insan haklarına, kişinin onur ve değerine, erkek ve kadınların eşit haklarına olan inancımızı tekrar ederek bu amaçları gerçekleştirmek için birlikte gayret sarf etmek niyetiyle Birleşmiş Milletler Teşkilatını kurduk”. Şartın giriş bölümünden anlaşılmaktadır ki, Birleşmiş Milletler’i kuran halklar, insan haklarının dönemdeki durumunun insan onuruna yakışır olmadığını düşünmüşler ve insan haklarının korunmasını teşkilatın oluşturulma gerekçeleri arasına koymuşlardır.

 

Bu istenç Şartın ilk maddesine de yansıtılmıştır. Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilk maddesi Birleşmiş Milletlerin amaçlarını düzenlemektedir. Bu maddeye göre, diğerleri yanında, Birleşmiş Milletler’in amacı, ırk, renk, dil veya din ayrımcılığı yapılmaksızın herkesin insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı gösterilmesini geliştirmek ve teşvik etmektir.

 

Şart, insan haklarına saygının geliştirilmesi ile görevli bir organ da kurmuştur. Bu,  Ekonomik ve Sosyal Konsey’dir. Ekonomik ve Sosyal Konsey de İnsan Hakları Komisyonu’nu kurarak insan haklarının uluslararası düzeyde korunmasına dair bildiri ve sözleşmeler hazırlamaya başlamıştır.

 

İnsan Hakları Komisyonu’nun ilk çalışması 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”dir. Bildirinin ilan edildiği 10 Aralık günü her yıl tüm dünyada insan hakları günü olarak kutlanmaktadır.

 

  1. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi

 

Evrensel Bildirinin Hedefi: Evrensel Bildirinin hedefi giriş bölümünde şu ifadelerle dile getirilmiştir:

– İnsan haklarının dikkate alınmaması insanlık vicdanını isyana sevk eden barbarca eylemlere yol açmıştır. Bu nedenle insanlığın korkudan, yoksulluktan kurtulduğu, ifade ve inanç özgürlüğünden yararlandığı bir dünyanın kurulması en yüksek ortak amaçtır.

– İnsanın onuru ve insanın eşit haklara sahip olması dünyada özgürlüğün, adaletin ve barışın temelidir.

– İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak direnmek zorunda kalmaması için insan haklarının hukukun üstünlüğü yoluyla korunması bir zorunluluktur.

– Uluslar arasında dostça ilişkiler geliştirmek bir zorunluluktur.

– Birleşmiş Milletler Şartı’ndaki temel insan hakları teyit edilerek daha fazla özgürlük içinde sosyal ilerlemeyi geliştirmek ve daha iyi yaşam standartlarını oluşturmak kararlaştırılmıştır.

– Devletler, Birleşmiş Milletler ile işbirliği yaparak insan haklarına ve temel özgürlüklere evrensel ölçekte saygı gösterilmesini ve bunlara uyulmasını gerçekleştireceklerdir.

– Evrensel Bildiri bütün halklar ve bütün uluslar için başarılması gereken ortak bir standarttır. Eğitim öğretim yoluyla Bildiri’deki haklar ve özgürlüklere saygı geliştirilecektir.

 

Evrensel Bildiri’de Düzenlenen Haklar: Evrensel Bildiri’de klasik haklar yanında, demokratik hayata yönelik haklar ve ekonomik, sosyal ve kültürel haklar da düzenleme konusu olmuştur. Başlıca haklar, özgürlükler ve ilkeler şunlardır:

– Klasik haklar: Bütün insanların doğuştan özgür ve eşit olduğu ilkesi; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer görüş, vatandaşlık veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statüye dayalı ayrımcılık olmaksızın hak ve özgürlüklerde eşitlik; ayrımcılık yasağı; yaşam hakkı; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı; kölelik ve kulluk yasağı; köle ticareti yasağı; işkence yasağı; zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı ceza ve muamele yasağı; hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkı; hukuk önünde eşitlik; hukuksal korunmada eşitlik; keyfi gözaltı ve tutuklama yasağı; keyfi sürgün yasağı, etkin hukuk yollarına başvuru hakkı; adil yargılanma hakkı; özel yaşama, aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye yönelik saldırılara karşı korunma hakkı; şeref ve şöhrete yönelik saldırılara karşı korunma hakkı; seyahat ve yerleşme özgürlüğü; ülkeyi terk etme ve ülkeye dönme hakkı; zulümden kurtulmak için başka ülkelere iltica etme hakkı; vatandaşlık hakkı, vatandaşlığını değiştirme hakkı; evlenme hakkı; aile kurma hakkı; eşler arasında eşitlik; mülkiyet hakkı; düşünce özgürlüğü; görüş sahibi olma hakkı; ifade özgürlüğü; bilgi ve düşünceyi araştırma hakkı; vicdan ve din özgürlüğü; dinini veya inancını değiştirme özgürlüğü; dinini veya inancını öğretme özgürlüğü.

– Demokratik hayata yönelik haklar: Toplanma hakkı; örgütlenme hakkı; temsilciler aracılığı ile yönetime katılma hakkı; kamu hizmetlerine girme hakkı; seçim hakkı.

– Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar: Sosyal güvenlik hakkı; işi serbest seçme hakkı; adil ve elverişli çalışma koşullarına sahip olma hakkı; işsizliğe karşı korunma hakkı; eşit işe eşit ücret hakkı; adil ve elverişli ücret hakkı; sendika kurma ve sendikaya girme hakkı; dinlenme hakkı; boş zamana sahip olma hakkı; çalışma saatlerinin makul olması hakkı; ücretli tatil hakkı; beslenme, giyim ve konut hakkı; tıbbi bakım hakkı; sosyal güvenlik hakkı; elverişli yaşam standartlarına sahip olma hakkı; annelerin ve çocukların özel bakım ve yardım hakkı; eğitim hakkı; ilköğretimin zorunlu ve parasız olması; teknik ve mesleki öğretimin mümkün olması; yükseköğretime girmede eşitlik; ebeveynlerin çocuklarına verilecek eğitimin türünü seçme hakkı; kültürel yaşama katılma hakkı; sanattan ve bilimsel gelişmelerden yararlanma hakkı; fikri mülkiyet hakkı.

 

Bildiri, içerdiği hakların ve özgürlüklerin eksiksiz olarak gerçekleştirileceği sosyal ve uluslararası düzene herkesin hakkı olduğunu da belirtmiştir. Bildiri tüm sıralanan hak ve özgürlüklerin yanında herkes için bir takım ödevler ve yükümlülükler de öngörmüştür. Bunlar şunlardır:

– Herkesin içinde yaşadığı topluma karşı ödevleri vardır.

– Herkes, haklarını ve özgürlüklerini kullanırken başkalarının hak ve özgürlüklerine de saygı gösterecektir. Bir diğer ifade ile kişinin özgürlüğü başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter.

– Bildirinin hiçbir hükmü düzenlenen herhangi bir hakkı ve özgürlüğü tahrip etmeye yönelik yorumlanamaz.

 

Evrensel Bildiri ismindeki “evrensel” sözcüğünü hak eder şekilde dünyada yaşayan herkese haklar tanımaktadır. Bu nedenle de olsa gerek, Bildirinin hemen hemen tüm devletler tarafından uyulması zorunlu haklar ve özgürlükleri düzenlediği kabul edilmiştir. Türkiye, Evrensel Bildiri’yi ilk imzalayan ülkelerdendir. Türkiye’deki üst yargı yerleri de Bildiri’yi kararlarında kullanmaktadırlar. Bildiri’nin dünyada genel kabul görmüş ilkeler bütünü olduğu anlayışı Türkiye’de de yerini bulmuştur.

 

III. İnsan Hakları Komisyonu

 

İnsan Hakları Komisyonu, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 1503 sayılı kararıyla bireylerden, birey gruplarından ve sivil toplum örgütlerinden gelen insan hakları ihlallerine dair başvuruları kabul eden bir organ haline gelmiştir. Bu başvurularda başvurucular, sistematik ve yaygın insan hakları ihlalleri hakkında Komisyon’a başvuruda bulunabileceklerdir. Başvurunun amacı belirli bir sözleşmede yazılı hakkın ihlalini şikayet etmek değil, genel bir ihlal durumundan şikayetçi olmadır. Başvuru üzerine başvurucunun hakkının ihlal edilip edilmediğine değil, o ülkede insan haklarının genel durumuna bakılacaktır. Bu nedenle bu başvuru yöntemi aşağıda incelenecek olan bireysel başvuru yöntemlerinden faklıdır.

 

İnsan Hakları Komisyonu, Evrensel Bildiri çalışmaları ile birlikte iki uluslararası sözleşme oluşturulması için daha çalışmaya başlamıştır. 20 yıl kadar süren bu çalışmalar sonunda 1966 yılında iki insan hakları sözleşmesi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Bunlar; Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’dir. Bu iki sözleşme, Evrensel Bildiri’de yer alan hakları temel aldığından Evrensel Bildiri’nin hukuki gücünü de arttırmışlardır.

 

Evrensel Bildiri, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesine birlikte, uluslararası insan hakları listesi, temel belgeleri, denir.

 

  1. Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi (MSHS)

 

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde Düzenlenen Haklar ve Özgürlükler: Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde düzenlenen haklar, özgürlükler, yasaklar ve ilkeler şunlardır: Yaşam hakkı ve ölüm cezasının sınırlandırılması; işkence ve zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve ceza yasağı; rıza olmaksızın tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamama; kölelik ve köle ticareti yasağı; kulluk yasağı; zorla çalıştırma yasağı; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı; özgürlüğünden yoksun bırakılanların insanca muamele görmesi; sadece sözleşmesel yükümlülükten ötürü hapis cezası yasağı; yerleşme ve seyahat özgürlüğü; ülkeden çıkma ve ülkeye girme özgürlüğü; yabancıların hukuka aykırı şekilde sınırdışı edilmesi yasağı; adil yargılanma hakkı; haksız mahkumiyetten ötürü tazminat hakkı; hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkı; özel yaşamın, ailenin, konutun ve haberleşmenin zoraki ve hukuk dışı müdahalelere karşı korunması hakkı; düşünce özgürlüğü; ifade özgürlüğü; vicdan ve din özgürlüğü; savaş propagandası yasağı; ayrımcılığı, düşmanlığı veya şiddeti kışkırtan milli, ırksal veya dini nefret savunuculuğu yasağı; toplanma hakkı; örgütlenme özgürlüğü; sendika kurma ve sendikaya girme hakkı; ailenin devlet ve de toplum tarafından korunması; evlenme ve aile kurma hakkı; eşlerin eşitliği; çocuğun ırk, renk, cinsiyet, dil, din, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet veya doğumdan kaynaklanan herhangi bir ayrımcılığa tabi olmaksızın koruyucu önlemlere sahip olması hakkı; yeni doğan çocuğun kütüğe yazılma ve isim hakkı; çocuğun vatandaşlık hakkı; her vatandaşın kamu işlerine doğrudan ya da seçtiği temsilcisi aracılığıyla katılma hakkı; vatandaşların seçme ve seçilme hakkı; vatandaşların kamu hizmetlerine girme hakkı; hukuk önünde eşitlik; hukukun eşit korumasından yararlanma hakkı; ayrımcılık yasağı ve azınlık hakları.

 

Denetim Sistemi: Sözleşme’de düzenlenen hakların ve özgürlüklerin uygulanmasını denetleyen organ İnsan Hakları Komitesi’dir. Komite, insan hakları alanında uluslararası uzmanlığa sahip üyelerden oluşur. Komitenin denetim sistemi şu şekilde işlemektedir:

 

Devletlerarası başvuru sistemi: Sözleşme’ye taraf herhangi bir devlet diğer Sözleşme tarafı devlet aleyhine Komite’ye başvurabilir. Şikayet eden devletin iddiası şikayet edilen devletin Sözleşme düzenlemelerine aykırı davrandığı şeklinde olabilir. Bu başvuru için şikayet edilen devletin aleyhine şikayet yapılabilme yetkisini Komiteye tanımış olması gerekir.

 

Bireysel şikayet başvurusu sistemi: Sözleşme’ye taraf devletlerin eylem veya işlemleri Sözleşme’de düzenlenen bir hakkı ihlal ediyorsa bu ihlalden etkilenen bireyler İnsan Hakları Komitesi’ne ilgili devleti şikayet edebilirler.

 

Başvuru yapma yetkisi bireylere tanınmıştır. Bireylerin taraf devletin gerçekleştirdiği bir ihlalden ötürü mağdur olmuş ve mağduriyet iddiasında bulunmuş olmaları gerekir. Bizzat mağdur olan kişi başvuru olanağından yoksun ise onun adına başkası da şikayetçi olabilir. Bu durumda mağdur olan ile şikayetçi arasında özel bir bağ olması gerekir. Genelde bu özel bağ akrabalık ilişkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu zorunlu değildir, mağdurun yakın arkadaşı da gerektiğinde onun adına başvuruda bulunabilir.

 

İhlalden doğrudan etkilenen kişi yanında, o kişinin yakını olanlar da o ihlalden dolaylı olarak mağdur olabilirler. Örneğin, çocuğunun öldürülmesinden dolayı anne manevi acı çekebilir. Bu durumda anne dolaylı mağdurdur. Ayrıca, başvuru yapacak bireylerin aleyhine başvuru yapılan devletin vatandaşı olmaları gerekmez.

 

Sadece Sözleşme’de düzenlenen hakların ihlal edildiği iddiası ile başvuruda bulunulabilir. Örneğin, Sözleşme’de grev hakkı düzenlenmemiştir. Bu nedenle Komite, “grev hakkım ihlal edildi” iddiasında bulunan başvuruları geri çevirmektedir.

 

Başvuru için etkin ve elverişli iç hukuk yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. Başvuru için bir süre şartı öngörülmemiştir. Süre konusunda sadece şu söylenebilir: Devletler, Sözleşme’ye taraf olduktan sonra ortaya çıkan ihlallerden sorumludurlar. Örneğin Türkiye MSHS’ne henüz taraf değildir. Bu nedenle Türkiye’de meydana gelen bir insan hakkı ihlali nedeniyle İnsan Hakları Komitesi’ne başvuru yapma olanağı yoktur. Bugün itibariyle böyle bir ihlalin varlığı durumunda Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmak gerekir. Ancak bu kuralın bir istisnası vardır. O da şudur: Eğer ilgili devlet Sözleşme’ye taraf olduğunda ihlal hala sürüyorsa o zaman bu ihlalden ötürü başvuru yapmak mümkündür. Örneğin, Türkiye’de 10 yıldır sürmekte olan bir hukuk davanız olduğunu düşünelim. Bu uzun yargılama süresi Sözleşme’de düzenlenen adil yargılama hakkının ihlali niteliğindedir. Ancak Türkiye Sözleşme’ye taraf olmadığından ötürü bu hakkınızın ihlal edildiği iddianızı Komite’ye başvurarak ileri süremezsiniz. Ancak Türkiye örneğin iki yıl sonra Sözleşme’ye taraf olur ve sizin davanız da o zaman hala sürmekte ise Komiteye başvurmanız mümkündür. Ama Türkiye taraf olduğunda dava bitmişse başvuru imkanı yoktur. Bugün için verilen örnekteki ihlal nedeniyle uluslararası başvuru yeri aşağıda açıklanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir.

 

Şikayetin başka bir uluslararası çözüme sunulmamış olması gerekir. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülen bir dava ile aynı içerikte bir başvuru Komite’ye yapılamaz. Bu anlamda, yukarıda açıklanan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na yapılabilecek bir başvuru bireysel şikayet başvurusu olmadığından Komite’ye başvurmayı engellemez.

 

Taraf devletlerin yargı yetkisinde meydana gelen ihlallerden ötürü Komite’ye başvuru yapılabilir. Yargı yetkisi kavramı ülke sınırları içinde kalan bölge demek değildir. Eğer devlet ülke sınırları dışında fiili de olsa bir egemenlik kullanıyorsa, o bölgede meydana gelen ihlallerden ötürü sorumludur.

 

Burada bir konu ayrıca önem taşımaktadır: Bir an için, bir devletin kendi yargı yetkisine tabi bir kişiyi başka bir devlete iade veya sınır dışı etmek üzere olduğunu varsayalım. Eğer sınır dışı edilen kişinin gönderildiği devlette, Sözleşme’de düzenlenen haklardan birinin ihlal edilmesi riski varsa iade eden devlet bu durumdan sorumludur. Bu halde kişiyi sınırdışı ederse Sözleşme’yi ihlal etmiş olur. Örneğin, (A) adlı kişinin (X) ülkesinde taşlama usulü ile idamına karar verildiğini düşünelim. (A) bu karar üzerine (Y) ülkesine kaçmış olsun. (X) ülkesi de (Y) ülkesinden (A)’yı cezasını infaz etmek için kendisine iade etmesini istemiş olsun. Eğer (Y) ülkesi (A)’yı (X) ülkesine iade ederse Sözleşme’yi ihlal etmiş olur. Çünkü taşlama ile idam (recm) Sözleşme’de düzenlenen insanlık dışı ve zalimane ceza yasağını ihlal eder niteliktedir.

 

Komite başvuruları incelerken ilgili devlet temsilcisi çağırarak ona sorular yöneltebilir. Uygulamada bu yöntem nerdeyse yargı faaliyeti gibi yürütülmektedir.

 

– Rapor sunma usulü: Devletlerarası ve bireysel şikayet başvuru usulleri yanında bir de rapor sunma usulü diye bilinen bir denetim yöntemi vardır. Rapor sunma usulüne göre devletler belirli aralıklarla Komite’ye Sözleşme’de düzenlenen hakları nasıl hayata geçirdiklerini yazılı bir raporla iletirler. Komite de sunulan rapor üzerinde bir inceleme yapar. Gerekirse ilgili devlet temsilcisini çağırır, ona sorular sorar ve raporda yazılan bilgiler karşılıklı müzakere edilir.

 

Komite, incelemesini yaparken sadece taraf devletin sunduğu bilgilerle yetinmez. Gerek ulusal gerekse uluslararası sivil toplum örgütlerinin çalışmalarından da yararlanır. Bu nedenle de devletler Sözleşme’nin uygulanması için gerekli özeni göstermeye çalışmaktadırlar. Raporda yer alan bilgileri açıklığa kavuşturmak için Komite, ilgili devlet temsilcisini çağırıp ona sorular yöneltebilir.

 

İnsan Hakları Komitesi’nin yetkisi esas olarak ilgili vaka üzerinde görüşlerini açıklama olarak düzenlenmiştir. Komite üyeleri insan hakları alanında uzman kişilerdir ve ilgili vakada görüş bildirecek ve tavsiyelerde bulunacaklardır. Temel düzenleme budur. Ancak, uygulama bu yönde seyretmemektedir. İnsan Hakları Komitesi, bir mahkeme olmamasına karşın, bir mahkeme gibi yargılama yapmakta ve bir mahkeme gibi hüküm tesis etmektedir. Hatta eğer bir ihlal tespit etmişse bu ihlalinin giderilmesi için neler yapılacağını da belirtmekte ve kararların takibini yapmaktadır. Örneğin, bir kişinin Sözleşme’de düzenlenen adil yargılanma ilkelerine uyulmadan yargılanarak hapis cezasına çarptırıldığını varsayalım. Komite bu durumda kişinin salıverilmesini ve yargılanmanın yeniden yapılmasını ilgili devletten talep edebilmektedir.

 

Yine Komite, Sözleşme’nin çeşitli maddelerini yorumlayarak içeriğini netleştirmek amacıyla Genel Yorum yapma yetkisine sahiptir. Genel yorumlar herhangi bir devlete yönelik değil, tüm taraf devletlere yöneliktir. Komitenin genel yorumları taraf devletler için rehber niteliğindedir. Devletler, Komite’ye sunacakları raporlarda Genel Yorumlardaki ilkeleri gözetmekle yükümlüdürler.

 

  1. Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (ESKHS)

 

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde Düzenlenen Haklar ve Özgürlükler: Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde düzenlenen başlıca haklar, özgürlükler ve ilkeler ise şunlardır: Çalışma hakkı; adil, elverişli, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına hak; izin hakkı; ücretli tatil hakkı; dinlenme hakkı; eşit işe eşit ücret ilkesi; sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı; sendikaların federasyon ve konfederasyon kurma hakkı; konfederasyonların uluslararası sendikal örgütler kurma ve bu örgütlere katılma hakkı; sendikaların serbestçe faaliyette bulunması hakkı; grev hakkı; sosyal sigorta ve sosyal güvenlik hakkı; ailenin korunması hakkı; annelerin doğum öncesinde ve sonrasında özel korunma hakkı; ayrımcılık yapılmaksızın çocukların ve gençlerin korunması; çocukların ve gençlerin ekonomik statüye karşı korunması; çocukların ve gençlerin ahlakına, sağlığına zarar veren veya yaşamlarını tehlikeye sokan, gelişimlerine engel olan işlerde istihdam yasağı; yeterli beslenme hakkı; giyim hakkı; konut hakkı; yeterli yaşam standardına sahip olma hakkı; yaşam standardını geliştirme hakkı; açlıktan kurtulma hakkı; fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarından yararlanma hakkı; eğitim hakkı; ilköğretimin zorunlu ve ücretsiz olması; ortaöğretimde ücretsiz eğitimin yaygınlaştırılması; yüksek öğretime girmede eşitlik; kültürel yaşama katılma hakkı; bilimsel gelişmelerden yararlanma hakkı; bilimsel çalışma ve yaratıcı faaliyetler için özgürlük hakkı.

 

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde Düzenlenen Yükümlülükler: Yukarıda sıralanan hak, özgürlük ve ilkeleri hayata geçirmek için taraf devletler Sözleşme ile birçok yükümlülük de üstlenmişlerdir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

– Devletler, Sözleşme’de belirtilen hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer görüş, ulusal veya toplumsal köken, doğum veya başkaca statüye dayalı ayrımcılık olmaksızın garanti altına alacaklardır.

– Devletler, kullanılabilir kaynaklarını en üst seviyede harekete geçirmek ve yasal önlemleri de alarak uygun bütün araçları kullanmak için gerekli adımları atacaklardır.

– Devletler, gerek besin ithal eden gerekse besin ihraç eden ülkelerin karşılaştıkları sorunları dikkate alarak, yeryüzündeki besin kaynaklarının gereksinimlere göre adil biçimde dağıtılmasını temin edeceklerdir.

– Teknik ve bilimsel bilgi kullanılarak, doğal kaynaklar etkin biçimde geliştirilerek, tarım sistemleri geliştirilerek veya reforma tabi tutularak besin maddelerinin üretiminin geliştirilmesi yükümlülüğü vardır.

– Ölü doğum oranı ve çocuk ölümlerinin sayısı düşürülecek ve çocukların sağlıklı gelişimi sağlanacaktır.

– Salgın hastalıklar, yöresel hastalıklar, mesleki ve diğer hastalıkların tedavisini yapma ve bu hastalıkları denetim altında tutma yükümlülüğü.

– Hastalık halinde tüm sağlık hizmetleri ve tıbbi bakımı sağlayacak koşulların oluşturulması yükümlülüğü.

– İlköğretim görmemiş veya tamamlayamamış kişiler için temel eğitim mümkün olduğunca teşvik edilecek ve yoğunlaştırılacaktır.

– Her düzeyde okul sistemi geliştirilecek, yeterli burs sistemi kurulacak, öğretim personelinin maddi koşulları sürekli şekilde iyileştirilecektir.

 

Adından ve içerdiği haklardan anlaşılacağı üzere Sözleşme ekonomik, sosyal ve kültürel hakları düzenlemektedir. Örneğin, yaşam hakkı, işkence yasağı gibi klasik diye tabir edilen haklar ESKHS’de değil, MSHS’de düzenlenmiştir. Böylece bu iki sözleşme birbirini tamamlamakta Evrensel Bildiri’de yer alan her iki hak kategorisini sözleşme formunda denetim sistemleri ile birlikte hayat geçirmektedirler.

 

Denetim Sistemi: Sözleşme’nin denetim sistemi rapor sunma üzerine kurulmuştur. Sözleşme’ye taraf devletler, belli aralıklarla Sözleşme’de düzenlenen haklar, özgürlükler, ilkeler ve yükümlülükler konusunda attıkları adımları içeren raporlarını Birleşmiş Milletler’e sunarlar.

 

Raporları inceleme yetkisine sahip organ Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından kurulan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’dir. Komite, belirli aralıklarla oturumlar yaparak devletlerin sunduğu raporları değerlendirmektedir. Komite ayrıca Sözleşme’nin çeşitli hükümleri ve taraf devletlerin rapor sunma yükümlülükleri konusunda bilgiler içeren kararlar oluşturmaktadır.

 

Türkiye Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne taraf değildir.

 

Uluslararası insan hakları listesi olarak kabul edilen iki sözleşme yanında yine Birleşmiş Milletler bünyesinde başkaca insan hakları sözleşmeleri oluşturulmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme (1948),

– Kadınların Siyasi Haklarına Dair Sözleşme (1952),

– Köleliğin, Kölelik Ticaretinin ve Köleliğe Benzer Uygulamaların ve Kurumların Ortadan Kaldırılmasına Dair Ek Sözleşme (1956),

– Zorla Çalıştırmanın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (1957),

– Eğitimde Her Türlü Ayrımcılığa Karşı Sözleşme (1960),

– Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme (1965),

– Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (1979),

– İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme (1984),

– Çocuk Hakları Sözleşmesi (1989).

 

Şimdi ülkemiz açısından özel önemi nedeniyle işkence yasağını düzenleyen İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme (kısaca BM İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi) üzerinde duralım.

 

  1. BM İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

 

BM İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi, Evrensel Bildiri’de ve Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde düzenlenen işkence, zalimane, insanlıkdışı ve alçaltıcı muamele ve ceza yasağını, diğer bir deyişle işkenceye, zalimane, insanlıkdışı ve alçaltıcı muamele ve cezaya maruz kalmama hakkını düzenleyen özel nitelikli bir sözleşmedir.

 

İşkence Yasağı ve Devletlerin Yükümlülükleri: Sözleşmede tanımlanan işkencenin unsurları şunlardır:

– İşkence, fiziksel veya manevi olarak ağır acı ve ızdırap veren bir eylemdir.

– İşkence bilerek ve isteyerek yapılan bir eylemdir.

– İşkenceyi bir kamu görevlisi ya da resmi sıfatla hareket eden bir başka kimse yapabilir.

– Bu kişiler işkenceyi kendileri yapabilecekleri gibi başkasının yapmasını da teşvik ediyor olabilirler.

– Yine bu kişiler işkencenin başkası tarafından yapılmasına rıza gösteriyor veya eylemi onaylıyor da olabilirler.

– İşkence bilgi elde etmek için yapılabilir,

– Suç işlendiği kuşkusuna dayanarak şahsı cezalandırmak için yapılabilir,

– İlgili kişiyi korkutmak için yapılabilir,

– Herhangi türden bir ayrımcılık gözetilerek yapılabilir.

Burada sıralanan unsurlar işkencenin Sözleşme’de verilen tanımından çıkan unsurlardır. O nedenle sıralananlar dışında başka şekillerde ve başka amaçlarla işkence vakaları olabilir. Hatta başkaca uluslararası insan hakları belgelerinde veya devletlerin iç mevzuatlarında daha geniş tanımlar yapılmış ve işkencenin önlenmesine dair daha ilerici düzenlemeler getirilmiş olabilir. Sözleşme demektedir ki, “bu Sözleşme daha kapsamlı düzenlemelere halel getirmez”.

Devletler Sözleşme kapsamında bir çok yükümlülük altına girmişlerdir. Devletlerin yükümlülükleri şunlardır:

– Devletler, genel olarak, işkencenin önlenmesi için her türlü önlemi almakla yükümlüdürler.

– Her devlet işkenceyi kendi ceza yasasında suç olarak düzenlemekle yükümlüdür.

– İşkenceye teşebbüs etme ve işkenceye katılma da suç olarak düzenlenecektir. Bunlara kısaca işkence suçları denir.

– İşkence suçu ağır nitelikli bir suç olduğundan cezasının da bu doğrultuda olması gerekir.

– Yasalar yanında ilgili kamu görevlileri için çıkartılan yönetmeliklere de işkence yasağı dahil edilecektir.

– İşkenceyi haklı gösterebilecek bir hal yoktur. İdari amir veya herhangi bir kamu görevlisinin vereceği emir işkenceyi haklı kılmaz.

– İşkence yapıldığına dair makul nedenler ortaya çıktığında derhal soruşturma açılacaktır.

– Hiçbir devlet işkenceye uğrayacağını bile bile bir başka ülkeye hiç kimseyi göndermeyecektir.

– Bir kişinin işkence suçu işlediğinden, bu suçu işlemeye teşebbüs ettiğinden ya da işkence suçunun işlenmesine katıldığından şüphe ediliyorsa, şartlar varsa, herhangi bir devlet bu kişiyi göz altına alacak, hazır tutacaktır.

– Soruşturma sonunda kişinin eylemi ciddi bulunursa, ya yargılanmak üzere ülkesine iade edilecek ya da yakalandığı devlette yargılanacaktır.

– İşkence suçlarına dair ceza yargılamalarında devletler birbirlerine en geniş ölçüde yardım edeceklerdir.

– Devletler işkenceyi önlemek için gözaltına alma, sorgulama, tutuklama, hapsedilme kurallarını, yöntemlerini ve uygulamalarını sürekli gözden geçireceklerdir.

– Devletler ilgili kamu görevlilerini işkenceye karşı eğiteceklerdir.

–  İşkenceye maruz kaldığını iddia edenlere şikayetçi olma hakkı ve yolu temin edilecektir.

– İşkence mağdurlarının maddi zararı karşılanacak, mağdura tazminat hakkı tanınacak, işkence sonucu mağdurun ölmesi halinde bakmakla yükümlü olduğu kimselere tazminat hakkı tanınacaktır.

– İşkence mağdurlarına rehabilitasyon olanağı sağlanacaktır.

– İşkence altında alınan ifadeler yargılamada delil olarak tanınmayacaktır.

– İşkence derecesine varmayan diğer zalimane, insanlık dışı veya alçaltıcı ceza ve muameleleri önlemek için gerekli önlemler alınacaktır.

 

Sözleşme kapsamında düzenlenen işkence yasağı olağanüstü hallerde örneğin, savaş durumunda, iç siyasi kargaşa ya da bir kamusal tehlike halinde bile uygulanır. Olağanüstü haller işkenceye maruz kalmama hakkını zedelemez. İşkence yasağı üstün nitelikli bir normdur. İşkenceye maruz kalmama hakkı da üstün nitelikli bir haktır. Bu nedenle tüm hukuk kurallarının üzerinde bir yere sahiptir.

 

Denetim Sistemi: Sözleşmenin denetim organı İşkenceye Karşı Komite’dir. Komite, insan hakları alanındaki uluslararası uzmanlardan oluşur. Komite’nin denetim sistemi biraz farklı olsa da Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile kurulan İnsan Hakları Komitesinin denetim sistemine benzemektedir. Dört türlü denetim vardır:

 

Rapor sunma usulü: Devletler Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ne derece yerine getirdiklerine dair Komiteye belirli aralıklarla ve ayrıca Komitenin istemi üzerine rapor sunarlar. Komite gelen raporları inceler ve bir Genel Yorum yapar. Bu yorumu ilgili devlete iletir. İlgili devlet dilerse Komitenin yorumuna cevap verebilir.

 

Komite, kendi yorumunu ve devletlerin verdiği cevapları yıllık raporunda yayınlamaya karar verirse ilgili devlete bunu sorar. İlgili devlet yayınlanmasını kabul ederse rapor yayınlanır. Bir başka deyişle dünya kamuoyunun bilgisine sunulur.

 

Araştırma usulü: Komiteye bir devlette sistematik işkence uygulandığına dair kesin bilgiler ulaşırsa, Komite ilgili devleti konu hakkında bilgilendirir, ilgili devleti görüşlerini sunmaya ve Komite ile işbirliğine davet eder.

 

Komite, ilgili devletin kendisine sunduğu bilgilere ek olarak elde ettiği başkaca bilgileri de göz önüne alıp bir soruşturma açmaya karar verebilir. Eğer devlet kabul ederse bu soruşturma kapsamında ülkeye ziyarette bulunulabilir.

 

Komite bulguları inceledikten sonra yorum ve önerileriyle birlikte durumu ilgili devlete iletir. Hazırladığı yıllık raporuna bu soruşturmanın özetini ve ilgili devletin görüşlerini koyabilir ve yayınlayabilir.

 

Devletlerarası şikayet başvurusu: Sözleşme’ye taraf bir devlet Sözleşme’ye taraf diğer bir devlet aleyhine Sözleşme düzenlemelerine aykırı davrandığı gerekçesiyle Komite’ye şikayet başvurusunda bulunabilir. Başvuru için herhangi bir süre şartı yoktur.

 

Başvuran devletin öncelikle sorunu ilgili devlete iletmesi gerekir. İlgili devletin şikayetçi devlete verdiği cevaplar ve uygulamalar şikayetçi devleti tatmin etmezse veya şikayet edilen devlet için sorun tatmin edici bir çözüme ulaşamamışsa sorun Komite’ye götürülebilir.

 

Başvuru için herhangi bir süre şartı yoktur. Komite, etkin iç hukuk yolları tüketilmiş ise konuyu incelemeye alır. Tarafları uzlaştırmaya çalışır ve sonucu rapor eder.

 

Bireysel şikayet başvurusu: Sözleşme hükümlerini bir devlet ihlal ettiğinde bu ihlalden mağdur olan bireyler Komite’ye şikayet başvurusunda bulunabilirler. Başvuruyu bizzat mağdur yapabileceği gibi onun adına başkaları da yapabilir.

 

Başvuru için herhangi bir süre şartı yoktur. Başvuru yapacakların şikayet edilen devletin yargı yetkisine tabi olmaları gerekir. Komite isimsiz başvuruları kabul etmez. Başvuru hakkının kötüye kullanımı niteliğinde olan başvurular da kabul edilmez. Örneğin, ilgili devleti sırf uluslararası kamuoyu önünde küçük düşürmeye yönelik siyasi amaçla yapılan başvurular hakkın kötüye kullanımı olarak nitelenip kabul edilmeyecektir.

 

Komite Sözleşme hükümlerinin düzenlediği konulara dair yapılan başvuruları kabul edecektir. Sözleşme hükümleri ile bağdaşmayan başvurular reddedilir. Aynı sorun bir başka uluslararası soruşturma usulüne sunulmuş olmamalıdır. Örneğin, yukarıda anılan Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde de işkence yasağı düzenlenmiştir. İşkence mağduru eğer İnsan Hakları Komitesi’ne başvurmuşsa aynı zamanda da İşkenceye Karşı Komite’ye başvuramaz.

 

Komite’ye başvuru ancak etkin iç hukuk yolları tüketildikten sonra yapılabilir. İç hukuk yollarının işlemesi makul olmayan ölçüde uzuyorsa, mağdura yardım sağlamaya uygun değilse iç hukuk yolu etkin demek değildir. Bu durumda tüketme şartı aranmaz. Komite ulaştığı sonucu yıllık raporunda yayınlayabilir. Tek yaptırım raporun yayınlanarak uluslararası kamuoyunun bilgisine sunulmasıdır. Türkiye BM İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi’ne taraftır ve Komite’nin denetim sistemi altındadır.

 

VII. Bölgesel Sistemler: Avrupa Konseyi

 

İnsan haklarının korunmasına dair ilk bölgesel sistem 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi içinde oluşturulan sistemdir. Avrupa Konseyi; temsili demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlüklerinin korunması ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Merkezi Fransa’nın Strasbourg kentindedir. Türkiye için Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerindendir denilebilir.

 

VII. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)

 

Avrupa Konseyi’nin insan hakları alanındaki ilk belgesi 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir. Türkiye, bu sözleşmeye ilk taraf olan devletlerdendir. Bir başka ifadeyle Türkiye 50 yılı aşkın bir süredir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafıdır. Bununla birlikte, AİHS, Türkiye Sözleşme’nin denetim sistemine dahil olduğu 1987 yılından itibaren Türkiye’de bilinmeye başlanmıştır.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Düzenlenen Haklar ve Özgürlükler: Sözleşmede düzenlenen hakların, özgürlüklerin ve yasaklamaların başlıcaları şunlardır: Yaşam hakkı ve ölüm cezası yasağı; işkence, insanlık dışı veya alçaltıcı muamele ve ceza yasağı; kölelik ve zorla çalıştırma yasağı; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı; adil yargılanma hakkı; özel ve aile yaşamına saygı hakkı; düşünce, vicdan ve din özgürlüğü; ifade özgürlüğü; toplanma ve örgütlenme özgürlüğü; evlenme hakkı; ayrımcılık yasağı; mülkiyet hakkı; eğitim hakkı; seçim hakkı; borçtan ötürü hapis cezası yasağı; seyahat ve yerleşme özgürlüğü; vatandaşların sınır dışı edilmesi yasağı ve vatandaşın ülkesine girme ve ülkesinden çıkma hakkı; yabancıların topluca sınırdışı edilmesi yasağı; ceza yargılamasında temyiz hakkı; eşlerin eşitliği; hakların kötüye kullanılması yasağı.

 

Denetim Sistemi: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yukarıda düzenlenen hakların korunması ve/veya ihlal edilmemesi için bir denetim sistemi kurmuştur. Bu denetim sistemini Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi oluşturmaktadır. Mahkeme yargıçları, yüksek ahlaki niteliğe sahip yetkinliği ile tanınan hukukçulardan oluşur.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), dünyadaki ilk insan hakları mahkemesidir. İnsan haklarının sadece Avrupa’da değil tüm dünyada gelişimine önemli katkıları olmuştur ve olmaktadır. AİHM’de Türkiye’ye ilişkin davalar görülmeye başlandığından beri Türkiye de AİHM’nin kararları doğrultusunda insan hakları alanında ciddi iyileştirmeler yapmıştır. Bununla birlikte, Türk hukuk sistemi AİHS sistemi ile tam uyum halinde henüz değildir; esiklikler fazladır. Bunun bir göstergesi olarak, AİHM’de Türkiye aleyhine kayıtlı 5000 kadar dava vardır.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne nasıl başvuru yapılır? AİHS sisteminin en önemli noktalarından biri başvuru konusudur. AİHM’ne yapılan başvuruların çok azı geçerli bir başvuru olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle başvuru şartlarını bilmenin ve doğru ele almanın önemi büyüktür. Başvuru şartları şunlardır:

  1. Başvuru yapma hakkına sahip olanlar bireyler, birey grupları ve sivil toplum örgütleridir. Devletlerarası başvuru ayrıca düzenlenmiştir.
  2. Başvuru yapacak olanların ilgili devletin bir eylem ya da işleminden etkilenmiş ve mağdur olmuş olmaları gerekir. Mağdur kavramı üç türlüdür:
  3. a) Doğrudan mağdur: Eylemden ya da işlemden doğrudan etkilenen kişi. Örneğin, işkence gören kişi doğrudan mağdurdur.
  4. b) Dolaylı mağdur: Kişi eylem ya da işlemden doğrudan etkilenmiş olmayabilir. Başkasının haklarının ihlal edilmesinden ötürü mağdur durumuna düşmüş olabilir. Yakın akraba çevresi ya da kişisel menfaati olmak şartıyla yabancılar dolaylı mağdur olabilirler. Örneğin, çocuğu işkence gören anne dolaylı mağdur olabilir.
  5. c) Muhtemel mağdur: Mağdur olma ihtimali yüksek olan kişi. Örneğin, mevcut bir yasanın Sözleşme sistemine aykırı olduğunu varsayalım. Bu yasanın belirli bir kişiye yönelik uygulanma ihtimali varsa. İşte o kişi muhtemel mağdur olarak nitelendirilebilir.
  6. Sadece Sözleşme’de düzenlenen hakların ihlal edildiği iddiası ile başvuru yapılabilir. Örneğin, adil yargılanma hakkı Sözleşme’de düzenlenmiştir. Bu hakkın ihlal edildiği iddiası ile AİHM’ne başvurulabilir. Ancak, örneğin barış hakkı sözleşmede düzenlenmemiştir. Bu nedenle “ülkemizde savaş var ve bu nedenle barış içinde yaşama hakkım ihlal ediliyor” iddiası ile başvuru yapılamaz. Mevcut durum Sözleşme’de düzenlenen başka bir hakkın ihlali niteliğinde ise, ancak o hakkın ihlali iddiası ile başvuru mümkündür.
  7. İç hukuk yollarının tüketilmesi şartı: Etkin tüm iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra AİHM’ne başvurulabilir. İç hukuk yolları ne zaman tükenir. Ülkemiz açısından şu mahkemelerden çıkan kararlar ile iç hukuk yolları tükenmiş olur. Yargıtay, Askeri Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi.
  8. a) Öncelikle geçerli bir iç hukuk yolu olmalıdır. Örneğin, Türk Anayasası idarenin bazı kararlarına karşı yargıya başvuru hakkının olmadığını söylemektedir. Bu durumda ortada başvurulacak bir iç hukuk yolu yok demektir. Aleyhine yargıya başvuru imkanı verilmeyen idari karar, Sözleşme’de düzenlenen bir hakkı ihlal ediyorsa iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı ortadan kalkar ve doğruca AİHM’ne başvuru mümkün hale gelir.
  9. b) Eğer bir yasal düzenleme Sözleşme’de düzenlenen bir hakkı doğrudan ihlal ediyorsa bu durumda da iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu yoktur. Örneğin, yukarıda Sözleşme’nin, ceza yargılamasında temyiz hakkını düzenlediğini belirtmiştik. Eğer ortada bazı ceza davalarında temyiz hakkı olmadığını düzenleyen bir yasa olursa bu düzenleme doğrudan Sözleşme’yi ihlal ediyor demektir.
  10. c) Sadece etkin iç hukuk yolları tüketilecektir. Örneğin, iç hukukta davalar uzayıp gitmekte bir türlü sona ermemekte ise iç hukuk yollarının tüketilmesi gereği ortadan kalkar. Yine örneğin, kamu görevlileri kişinin yargıya ya da idari kuruma başvuru hakkını engelliyor ise yine etkin bir iç hukuk yolunun varlığından söz edilemez.
  11. d) İlgili ülkede insan hakları ihlalleri sistematik hale gelmiş ise yine bu durumda etkin iç hukuk yollarının olamayacağı nedeniyle tüketme şartı aranmaz.
  12. e) Yargı makamlarının ya da yetkili idari makamların kararları uygulanmıyor ise yine bu makamlara başvuru zorunluluğu yoktur. Bu son hal (d) şıkkı için de bir veri olabilir.
  13. Süre şartı: Etkin iç hukuk yolunun tüketilmesinden itibaren 6 ay içinde başvuru yapılacaktır. Altı aylık süre eğer başvuru yapacak olan kişinin kendi hatası sonucu kaçırılmışsa başvuru hakkı kalmaz. Eğer idari engellemeler sonucu olmuşsa bunun ispat edilmesi halinde bu şart aranmaz.
  14. İsimsiz başvurular dikkate alınmaz.
  15. Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya başkaca bir uluslararası incelemeye sunulmuş bir başvuru ile esası bakımından aynı olan veya ek bilgi içermeyen başvurular da dikkate alınmayacaktır. Örneğin, aynı konu yukarıda anılan İnsan Hakları Komitesi tarafından incelenmekte ise aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de başvurulamaz.
  16. Başvuru açıkça temelsiz ya da başvuru hakkının kötüye kullanımı niteliğinde olmamalıdır. Örneğin, ilgili devleti sırf şikayet etmiş olmak için siyasi, ideolojik ya da başkaca amaçlar için yapılan başvurular değerlendirilmeye alınmazlar.
  17. Şikayet konusu eylem ya da işlem, şikayet edilen devletin yargı yetkisi içinde bir yerde meydana gelmiş olmalıdır. Örneğin, Türkiye aleyhine Türkiye’de yapılan eylem ve işlemlerden dolayı dava açılabilir. Ancak, yargı yetkisi demek ülke sınırları demek değildir. Eğer ilgili devlet ülke sınırları dışında fiili bir egemenlik kullanıyorsa, örneğin, bir operasyon yapıyorsa, orada yapılan eylem ve işlemlerden dolayı sorumludur.

 

AİHM, yaptığı inceleme sonunda Sözleşme’de düzenlenen bir hakkın ihlal edildiği sonucuna varırsa başvuran taraf lehine şartları varsa maddi ve/ya manevi tazminata hükmeder. Belirtmek gerek ki, AİHM’nin tazminattan başka bir şeye hükmetme olanağı yoktur. Mahkeme, örneğin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi gibi içtihat yoluyla kendine tazminattan başka bir yaptırıma hükmetme yetkisi tanımamıştır. Konu tartışılmaktadır.

 

AİHM’nin verdiği kararları, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetler. Bakanlar Komitesi bu bağlamda, yeni bir ihlale yol açılmaması için ilgili devletten gerekli adımları atmasını ister.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuruluşundan bugüne insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için çok önemli denebilecek katkılar yapmıştır. Yorumlarıyla Sözleşme’de düzenlenen bir çok hükmün alanını genişletmiş ve yine bir çok hakkı da koruma sistemine dahil etmiştir. Örneğin, çevre hakkı Sözleşme’de düzenlenmemiştir. Ama AİHM, özel yaşama saygı hakkını geniş yorumlayarak çevreye verilen zarardan etkilenenlerin başvurusunu kabul etmiş ve özel yaşama saygı haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden başka Avrupa Konseyi tarafından yine bir çok insan hakları sözleşmesi oluşturulmuştur. Bunların başlıcaları şunlardır:

– Avrupa Sosyal Şartı (1961),

– Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı (1996),

– Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi (1987),

– Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı (1992),

– Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme (1995),

– Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1996).

 

Şimdi bu sözleşmelerden ikisi üzerinde duralım.

 

VIII. Avrupa İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

 

Tam adı Avrupa İşkencenin ve İnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Ceza ve Muamelenin Önlenmesi Sözleşmesidir. Sözleşmenin amacı yukarıda ele alınan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki işkence yasağını daha etkin hale getirmektir. AİHS sistemi ihlal vuku bulduktan sonra devreye girebilmektedir. Bir diğer deyişle işkence eylemi olduktan sonra mağdur başvurursa sistem işlemeye başlamakta ve yargılama sonunda deliller sabit olursa işkence yasağının ihlal edilip edilmediğine karar verilebilmektedir. Yargısal denetim sistemlerinin doğal işleyişidir bu.

 

Denetim Sistemi: İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi ile yapılmak istenen ise önleyici bir denetim sistemi kurmaktır. Amaç işkencenin yapılmasını önceden önleyebilmektir. Sözleşme bu amaç doğrultusunda Avrupa İşkencenin ve İnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Ceza ve Muamelenin Önlenmesi Komitesini kurmuştur. Kısaca İşkencenin Önlenmesi Komitesi olarak bilinir.

 

Komite hukukçuların yanı sıra, tıp doktorları, kriminologlar, psikologlar ve rehabilitasyon uzmanlarından oluşur. Komite, devletlerin ilgili makamları ile işbirliği yaparak ilgili ülkeye ziyarette bulunabilir. Komitenin ne tür ziyaretler yapabileceğine geçmeden önce devletlerin bu ziyaretler için üstlendikleri yükümlülüklere bakalım. Devletler Sözleşme kapsamında şu yükümlülükler altındadırlar:

– Komite üyelerinin ülkeyi ziyaret etmesi için ülkeye giriş izni vererek ve herhangi bir sınırlamaya tabi tutmadan seyahat etmelerini sağlamak.

– Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin bulunduğu yerler hakkında Komiteye eksiksiz bilgi vermek.

– Bu yerlere Komite üyelerinin girişine izin vermek. Bu giriş sınırsız olacaktır ve ziyaret sırasında mekan içinde herhangi bir sınırlama olmayacaktır.

– Komite’nin görevini yerine getirebilmesi için gerekli belgeler Komite’ye sunulacaktır.

– Komite üyeleri özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiyle özel olarak görüşebilecektir. Örneğin, Komite üyeleri ile bir mahpus görüşürken tepelerinde gardiyan ya da polis memuru olmayacaktır. Görüşme duyulmayacak şekilde ayrık bir mekanda yapılması gerekir.

 

Komite, faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürebilmesi için konuyla ilgili bilgi sağlayacağına inandığı herhangi bir kişiyle de görüşebilir. Komite üyeleri görüşlerini ilgili devlet organlarına iletebilirler. Bunun için uluslararası ilişkilerin getirdiği diplomasi kuralları işlemeyecektir.

 

Komite, Sözleşme’de düzenlenen işkencenin önlenmesi amacı doğrultusunda ilgili ülkeye birinci olarak belirli aralıklarla düzenli ziyaretler yapar. Ancak, bu önceden zamanı belli yapılacak ziyarete karşı ilgili devlet bazı hazırlıklarda bulunmuş olabilir. Örneğin, polis karakolları denetime hazırlanmış olabilir. Bu nedenle Sözleşme’de Komite’ye bir ikinci tür ziyaret yetkisi daha tanınmıştır. Buna uygulamadan çıkan şekliyle “ani ziyaret”te bulunma denebilir.

 

Ani ziyaretlerde de elbette ilgili devletin işbirliği şarttır. Ancak Komite’nin hangi ülkeye hangi tarihte gideceği belli değildir. Yine örneğin bir ülkeye gittiğinde hangi gün hangi mekanı gezeceği de belli değildir. Amaç işkence yapıldığından şüphe duyulan yerlere bir nevi baskın yaparak delil elde etmeye çalışmaktır. İlgili devlet bazı nedenlerle bu ziyaretlere karşı çıkabilir. Devletin itirazları Komite ile karşılıklı yürütülecek görüşmelerle çözümlenir.

 

Komite ziyaretinden sonra bir rapor hazırlar ve raporu ilgili devlete iletir. Raporunda ilgili devletle görüş alışverişinde bulunarak gerekli gördüğü tavsiyelerde de bulunur. İlgili devlet de kendi görüşlerini karşı bir raporla belirtebilir. Eğer devlet rıza gösterirse Komite devletin yorumuyla birlikte raporu yayınlar. Raporun yayınlanması Sözleşme’de düzenlenen tek yaptırımdır.

 

Sözleşme’de düzenlenen bu yaptırım bir şekilde daha uygulanabilir. Sözleşme sisteminde Komite-devlet ilişkisinin işbirliği üzerine kurulu olduğunu belirtmiştik. Eğer ilgili devlet Komite ile işbirliği yapmazsa, örneğin, Komite’nin raporda belirttiği tavsiyeler ışığında işkencenin önlenmesine dair iyileştirici adımlar atmazsa, bu durumda Komite ilgili devletin rızası olmadan da raporunu yayınlayabilir. Böylelikle dünya kamuoyuna rapor sunulmuş olur.

 

Kamuoyuna işkenceci devlet olarak sunulma devletler tarafından hoş karşılanan bir tutum değildir. Devletlerin itibarını hem kendi ülkesinde yaşayanların gözünde hem de uluslararası kamuoyu önünde sarsmaktadır. Çünkü işkenceye maruz kalmama hakkı üstün nitelikli bir haktır ve bu üstün nitelikli hakkı dahi koruyamamak pek kolay savunulabilir bir durum olmasa gerektir. Ülkemizde de işkence iddialarının her daim devlet katında rahatsızlık yaratmasının sebebi budur.

 

Sorun sadece itibar kaybı da değildir. Komite raporlarının hukuki sonuçları da vardır. Uluslararası düzeyde, bu çalışmada ele alındığı üzere, adı ister Mahkeme, ister Komisyon, ister Konsey veya Komite olsun tüm bu organlar, insan haklarını korumak ve geliştirmek için çalışmaktadırlar. Bu nedenle bir uluslararası insan hakları organı diğer organın çalışmalarından faydalanmaktadır. Örneğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi işkenceye dair bir davaya bakarken Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesinin o ülkeye ilişkin raporlarını incelemektedir. Mahkeme ülkedeki işkence uygulamalarına dair böylece genel bir fikir elde etmektedir. Yine davada sunulan delillerin raporda belirtilip belirtilmediğine bakmaktadır. Eğer rapor da aynı yönde ise deliller daha güvenilir olmaktadır. Yine, işkence mağduru olduğunu iddia eden kişi ile Komite özel olarak görüşmüşse, o kişinin bulunduğu yer Komite tarafından ziyaret edilmişse, Komitenin raporu bu durumda hayati önem taşımaktadır. Böylelikle Komite raporları oldukça etkin hale gelmektedir.

 

  1. Avrupa Sosyal Şartı

 

Avrupa Sosyal Şartı’nın amacı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin eksik bıraktığı bir alanı tamamlamaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, yukarıda ele alındığı üzere, sadece klasik hakları (örneğin, yaşam hakkı, işkence yasağı vb.) düzenlemektedir. Avrupa Sosyal Şartı ise tıpkı Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi ekonomik, sosyal ve kültürel hakları düzenlemektedir.

 

Şart’ın ilk metni 1961 yılında ortaya çıkmış ve 1996 yılında da yenilenmiştir. Yeni metinle Şart’a ek haklar ve yükümlülükler eklenmiştir. Türkiye, Şartın ilk haline birçok çekince koyarak taraf olmuştur. Yeni Şart’a ise henüz taraf olmamıştır.

 

Avrupa Sosyal Şartı’nda Düzenlenen Haklar ve Özgürlükler: Şart’ın ilk halinde düzenlenen hakların ve özgürlüklerin başlıcaları şunlardır: çalışma hakkı; adil, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma hakkı; adil ücret hakkı; fazla mesai için ek ücret alma hakkı; dinlenme hakkı, ücretli izin hakkı; eşit işe eşit ücret hakkı; işe son verilmeden makul bildirim süresi verilmesi hakkı; çalışanların ve işverenlerin örgütlenme özgürlüğü; çalışanların ve işverenlerin toplu pazarlık hakkı; çocukların ve gençlerin özel korunma hakkı; çalışan gençlerin ve çırakların adil bir ücret ve diğer uygun ödemelerden yararlanma hakkı; çalışan kadınların özel korunma hakkı; hamile kadınların özel korunma hakkı; herkesin mesleğe yöneltilme hakkı; herkese mesleki eğitim hakkı; herkese sağlık hakkı; çalışanların ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sosyal güvenlik hakkı; imkanı olmayan herkesin sosyal yardım ve sağlık yardımı alma hakkı; herkesin sosyal refah hizmetlerinden yararlanması hakkı; özürlülerin mesleki eğitim ve mesleğe ve topluma yeniden kazandırılma hakkı; ailenin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı; çocukların ve gençlerin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı; diğer ülkelerde gelir getirici bir iş edinme hakkı; çalışan göçmenlerin ve ailelerinin korunma ve yardım hakkı.

 

Gözden geçirilmiş Şart ilk olarak özürlülerin yukarıda anılan “mesleki eğitim ve mesleğe ve topluma yeniden kazandırılma hakkı”nı, “toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve topluma katılma hakkı” olarak değiştirmiştir ve ek olarak şu hakları düzenlemiştir: istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkı; çalışanların bilgi edinme ve danışılma hakkı; çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkı; tüm yaşlıların sosyal korunma hakkı; tüm çalışanlara iş akdinin fesh edilmesi halinde korunma hakkı; çalışanların iş sırasında onurlarının korunması hakkı; ailevi sorumlulukları olan çalışanların fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkı; aile izni hakkı; çalışanların temsilcilerinin korunma ve kolaylıklardan yararlanma hakkı; toplu işten çıkarma usulleri hakkında bilgi edinme ve danışılma hakkı; yoksulluğa ve toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkı; konut hakkı.

 

Avrupa Sosyal Şartı’nda Düzenlenen Yükümlülükler: Şart tüm sıralanan hak ve özgürlüklerin korunması ve hayata geçirilmesi için de devletlere bir çok yükümlülükler getirmiştir. Şart kapsamında devletlerin üstlendiği başlıca yükümlülükler şunlardır:

 

Şartın ilk metniyle getirilen yükümlülükler:

– Tam istihdamı gerçekleştirmek ve olabildiğince yüksek ve istikrarlı istihdam politikası gütmeyi temel amaç ve sorumluluklardan saymak.

– Verimlilik artışı ve diğer etkenler izin verdiği ölçüde haftalık çalışma saatlerini makul şekilde aşamalı olarak indirmek.

– Tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerde çalışanlara ücretli ek izinler vermek veya bu işlerde çalışanların çalışma saatlerinde indirime gitmek.

– Güvenlik ve sağlık alanlarında düzenlemeler yapmak ve bu düzenlemelerin uygulanmasını denetlemek.

– Çalışanlar ile işverenler arasında ve çalışan örgütleri ile işveren örgütleri arasında  görüşmeleri teşvik etmek.

– Çocukların sağlık, ahlak ve eğitimleri bakımından zararlı olmayan hafif işlerde çalışmaları hariç asgari çalışma yaşı 15 yaş olacaktır. Tehlikeli ve sağlığa aykırı işlerde asgari çalışma yaşı daha yüksek olacaktır. Zorunlu eğitim çağında olanların eğitimlerinden tam olarak yararlanmalarını engelleyecek herhangi bir işte çalışmamaları sağlanacaktır. 16 yaşından küçük olanların çalışma süreleri gelişmeleri ve mesleki eğitim gereksinimleri doğrultusunda sınırlanacaktır.

– Kadınlara doğumdan önce ve sonra ücretli veya yeterli sosyal güvenlik yardımı sağlanarak en az 12 haftalık izin hakkı sağlanacaktır.

– Hamile kadının doğum izni sırasında işten ayrılmasının işveren tarafından bildirimi yasa dışı sayılacaktır.

– Çalışan yetişkinler için yeterli eğitim olanakları sağlanacak ve teknolojik gelişmelerin ışığında yeniden eğitim gereksinimlerini karşılamak için özel kolaylıklar tanınacak ve eğitim teşvik edilecektir.

– Yeterli bir sosyal güvenlik sistemi kurulacak ve bu sistemin sürekli daha iyi bir düzeye çıkarılması için çalışılacaktır.

– Yabancı çalışanlar için yürürlükteki formaliteler basitleştirilecek ve yürürlükteki düzenlemeler özgürlükçü bir anlayışla uygulanacaktır.

– Çalışan göçmenlerin ailelerinin ülkeden çıkışlarını, yolculukları sırasında uygun hizmetler almalarını ve uygun koşullara sahip olmalarını kolaylaştıracak önlemler alınacak, göçmen gönderen ve göçmen alan ülkelerdeki kamusal veya özel servisler arasındaki işbirliği geliştirilecektir.

 

Gözden geçirilmiş Şart’ta getirilen yükümlülükler:

– İş akitleri geçerli nedenler olmadan sona erdirilmeyecek; eğer geçerli neden olmadan sona erdirilirse işine son verilenin yeterli tazminat hakkı olacaktır.

– Tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerde riski ortadan kaldırmak.

– İş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma ortamı hakkında tutarlı bir ulusal politika izlemek. Bu politikanın temel hedefi iş güvenliğini ve iş sağlığını iyileştirmek, çalışma ortamında yer alan tehlike sebeplerini en aza indirmek, işyerinde ortaya çıkan hastalıkları ve kazaları önlemek.

– Tehlikeli ve sağlığa aykırı işlerde asgari çalışma yaşı 18 yaş olacaktır. 18 yaşından küçük olanların çalışma süreleri gelişmeleri ve mesleki eğitim gereksinimleri doğrultusunda sınırlanacaktır. (Şart’ın ilk metninde yer alan 16 yaş, 18 olarak değiştirilmiştir.)

– Kadınlara doğumdan önce ve sonra ücretli veya yeterli sosyal güvenlik yardımı sağlanarak en az 14 haftalık izin hakkı sağlanacaktır. (İlk metindeki 12 hafta, 14 olarak değiştirilmiştir.)

– İşverenin, çalışan kadının hamile olduğunu bildirmesi ile doğum iznine ayrılması arasında geçen sürede işten ayrılması bildiriminde bulunulması yasa dışı sayılacaktır.

– Çalışanların işyerinde veya işle ilgili cinsel taciz konusunda bilinçlenmesi ve bilgilenmesi sağlanacak, tacizin engellenmesi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik önlemler alınacaktır.

– Uzun süre işsiz kalanların yeniden eğitilmesi ve işe uyumları için gerekli özel önlemler alınacaktır.

– Yaşlıların olabildiğince uzun süre toplumun bütün haklara sahip üyesi olarak kalabilmeleri ve kendi yaşam biçimlerini özgürce seçebilmeleri ve alıştıkları çevrede yaşamlarını istedikleri sürece bağımsız olarak sürdürebilmeleri için gerekli önlemler alınacaktır.

– Her bir ebeveyne annenin doğum izni sonrasındaki bir dönemde çocuğuna bakmak için aile izni verilecek; bu tür ailevi sorumluluklar geçerli bir işe son verme nedeni oluşturmayacaktır. Burada düzenlenen doğum iznine çıkma değildir. Çocuğun sağlıklı büyütülmesi için anne ve babanın her ikisinin de katkısının yararlı olduğu düşüncesiyle her ikisi için de aile izni öngörülmüştür.

– Konut hakkı kapsamında yeterli standartlara sahip bir konut edinilmesi teşvik edilecek, evsizlik önlenmeye çalışılacak, ev fiyatları imkanı olmayanlar için uygun hale getirilmeye çalışılacaktır.

– Şart’ta yer alan haklardan yararlanma ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer görüş, ulusal veya sosyal köken, sağlık, ulusal bir azınlığa mensup olma, doğum veya diğer statülere bağlı olmadan sağlanacaktır.

 

Tüm bu düzenlemelerden sonra Şart demektedir ki, eğer başka bir uluslararası belge veya ulusal mevzuatta Şart’ta yer alanlardan daha lehte düzenlemeler varsa onların uygulanmasına Şart hükümleri engel değildir. Örneğin, Şart’ta doğum izni en az 14 hafta olarak düzenlenmiştir. Herhangi bir ülke ulusal mevzuatında doğum izni en az 24 hafta (6 ay) olarak öngörülmüş olabilir. Bu durumda ilgili ülke mevzuatının uygulanmasına Şart hükmü engel teşkil etmez.

 

Denetim Sistemi: Şart’ın öngördüğü düzenlemeler için kurulan denetim organı “Bağımsız Uzmanlar Komitesi”dir. Komite sosyal konularda yetkinliği ile tanınan bağımsız kişilerden oluşur. Denetim sistemi şu şekilde işlemektedir:

 

Rapor sunma usulü: Devletler Şart’ın hükümlerinin nasıl hayata geçirildiğine dair raporlar hazırlayıp Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine sunarlar. Raporlar daha önceden belirlenen sorular listesi göz önüne alınarak hazırlanır. Raporları Bağımsız Uzmanlar Komitesi inceler. İnceleme sırasında gerekli görürse ilgili devlete sorular yöneltilir.

 

Denetim sonunda Komite, ilgili devletteki ulusal mevzuat ve uygulamaların Şart hükümleri ile uyum içinde olup olmadığını tespit eder. Tespitlerini içeren bir rapor hazırlar ve bu raporu her taraf devletin bir temsilcisinden oluşan Hükümetler Komitesine sunar. Hükümetler Komitesi de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi için bir rapor hazırlar. Raporunda tavsiye edilebilecek konuları belirtir. Bakanlar Komitesi de ilgili devlete yönelik bir tavsiye kararı alır. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi de konuyu müzakere edebilir. Bu denetim sisteminin her aşamasına belirli uluslararası sivil toplum kuruluşlarının katılmasına ve katkıda bulunmasına izin verilmiştir. Görüldüğü üzere bağımsız uzmanlarda oluşan bir Komite ile başlayan süreç son derece zayıflatılarak devletlerin nihai kararına bırakılmaktadır.

 

Toplu şikayet usulü: Şart’ın yetersiz bir şekilde uygulanmasından  ötürü Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine şikayet başvurusu yapılabilir. Başvuruları Bağımsız Uzmanlar Komitesi inceler.

 

Başvuru yapabilecek olanlar şunlardır: uluslararası işveren örgütleri ve sendikalar, belirli niteliklere sahip uluslararası sivil toplum kuruluşları, ulusal işveren ve sendika temsilcisi.

 

Şikayet edecek ulusal örgütlerin şikayet edilen devletin yargı yetkisi içinde olması gerekir. Devletler, ayrıca, başka bir ulusal sivil toplum örgütüne de başvuru hakkı tanıyabilirler. Başvuru, Şart’ın şikayet edilen devlet tarafından kabul edilmiş hükmüne dair olacaktır. Başvuru yazılı şekilde yapılacak ve şikayete konu hükmün ne ölçüde uygulanmadığını belirten bilgi ve belge sunulacaktır.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminden farklı olarak başvuru için bir süre şartı yoktur. İç hukuk yollarının tüketilmesi şartı da aranmaz. Çünkü Şart’taki başvuru sistemi bireysel başvuru değildir. Başvuruları bireyler değil yukarıda sayılan örgütler yapabilir. Komite, aldığı başvuruyu ilgili devlete iletir ve görüşlerini alır. Başvuru incelemesi sırasında kamuya açık bir oturum yapabilir. Bir yargılamadan farklı olarak bu oturum şeklen yargılama kurallarına da tabi değildir.

 

Komite inceleme sonunda bir rapor hazırlar. Raporunu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine, başvuran örgüte ve diğer devletlere iletir. Bakanlar Komitesi ilgili devlete yönelik bir tavsiye kararı alabilir. İlgili devlet de sonraki raporunda tavsiyeler doğrultusunda alınan önlemleri rapor edecektir.

 

Avrupa Konseyi’nden başka insan haklarına dair belgeler üreten bölgesel örgütler şunlardır: 1948 yılında kurulan Amerikan Devletleri Örgütü ve 1963 yılında kurulan Afrika Birliği Örgütü.

 

Amerikan Devletleri Örgütü’nün ortaya çıkardığı insan hakları belgelerinden başlıcaları şunlardır:

– Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirisi (1948),

– Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi (1969),

– Amerikalılar arası İşkencenin Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (1985),

– Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına Dair Amerikalılar arası Sözleşme (1994).

 

Afrika Birliği Örgütü’nün ortaya çıkardığı başlıca insan hakları sözleşmesi, 1981 tarihli Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’dır.

 

Amerikan ve Afrika insan hakları sözleşmelerinin önemi nedir? Türkiye bu sözleşmelere taraf olamayacağına göre doğrudan Türkiye için bir sonuç doğurmazlar. Ancak gerek Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi, gerekse Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı bazı alanlarda örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden daha gelişmiş bir yapı sunmaktadırlar. Bu nedenle Avrupa sistemi için örnek oluşturabilmektedirler.

batıda insan hakları İnsan hakları İnsan Hakları Uluslararası Belgeler bat  da insan haklar

insan hakları belgeleri İnsan hakları İnsan Hakları Uluslararası Belgeler isam haklar   belgeleri

insan hakları 




  Benzer Yazılar


  Yorumlar

Lütfen Disqus eklentisini kurun.